9 Ocak 1778′de İstanbul’da doğdu, 29 Kasım 1846′de Mekke yakınlarında Minâ’da öldü. Babası geçimini hamam işletmeciliğiyle sağladığı için, İsmail Efendi, Hammâmîzade adıyla tanınmıştır. Ancak günümüzde çoğu zaman Dede Efendi diye anılır.
CEN.NET CAFE
İmam Abdullah hoca , resmi işlerini yaptırmak için bir kuruma gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesuphânallah’ lar, estağfurullah’lar çektirir hoca efendiye, hem de peş peşe:
CEN.NET CAFE
Cafeyi işleten delikanlıya:
ÂRİF: Allah’dan başkasının sevgisini kalbinden çıkaran, O’nu gönülle bilen ve O’nun rızâsını kazanmış, ermiş, velî kimselere ârif-i billâh veya yalnız ârif denir. Künûz-ul-Hakâik’da kaydedilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır: “Her şeyin kaynağı vardır. Takvânın (haramlardan sakınmanın) kaynağı âriflerin kalpleridir.” Süleymân bin Cezâ, ârif kimsenin alâmetini şöyle belirtiyor: “Susması; tefekkürü, Allah’ın büyüklüğünü düşünmesi, gördüklerinden ibret, ders alması ve Allah’ın râzı olup beğendiği şeyleri istemesidir.” Bâyezîd-i Bistamî ise; “İrfân sâhibi, ârif odur ki: Seninle yediğini, içtiğini, seninle eğlendiğini, alış-veriş ettiğini görürsün; ne var ki, onun kalbi yüce Allah’a bağlıdır. O’ndan başka hiç bir derdi yoktur.” Yine o; “Ârif boş yere konuşmaz, devamlı Allah’ı düşünür.” demiştir. Cüneyd-i Bağdâdî de; “Rasûlullah efendimizin sünnetini terk edeni ve O’ndan gelen edebleri gözetmekte gevşeklik göstereni ârif zannetme!” îkazını yapmaktadır.
Üstad ne güzel söylemiş…..
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.





